28 Mayıs 2009 Perşembe

DANIŞTAY 26 Kasım YÖK Yürütme Kurulu Kararına Yürütmeyi Durdurma Kararı Verdi.

EĞİTİM VE BİLİM EMEK. SEN.'in Danıştay'da açmış olduğu 26 Kasım 2008 tarihli YÖK yürütme kurulu kararına YÜRÜTMEYİ DURDURMA kararı verilmiştir.Artık üniversitelerde görev yapan tüm araştırma görevlilerinin rektörlükler tarafından 33/a kadrosuna geçirilmesinde herhangi bir engel kalmamıştır.Sıra tüm 50/d'li asistanların 33/a'ya geçirilmesinde.Danıştay Kararını okumak için lütfen linke tıklayınız.

5 Nisan 2009 Pazar

2 Nisan 2009 Perşembe

BİLDİRİ

Aşağıda imzası bulunan bizler, YÖK tarafından kabul edilen ve 31.07.2008 tarih ve 26953 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen Veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav İle Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ile ilgili olarak derin bir kaygı duyduğumuzu dile getirmeyi üniversiteye karşı bir borç telakki ettiğimizi belirtmek istiyoruz.Yukarıda sözü edilen yönetmelik, araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi kadrolarının alınmasında belirleyici rolü, merkezi sınav niteliğindeki ALES’e vermiş durumdadır. İki tur üzerinden gerçekleştirilen sınav sürecinde ALES’e, ön eleme niteliğindeki ilk turda yüzde 60, ikinci turda ise yüzde 55 gibi yüksek bir belirleme gücü atfedilmiştir. ALES’in, yüksek öğretim hizmetinin yürütülmesinin asli unsurları olarak gördüğümüz ve böyle görmeye devam etmek istediğimiz araştırma ve öğretim görevlilerinin alınmasında bu denli önemli bir rol oynamasını kaygı verici buluyoruz. Zira herhangi bir akademik niteliği ölçme özelliği taşımayan ve aslen bir genel yetenek sınavı niteliğindeki ALES ile -herhangi bir branş ayrımı gözetmeksizin- genç akademisyen adaylarını daha ilk turda keskin bir elemeye tâbi tutmak, araştırma ve öğretim görevliliklerini basit memuriyet kadrolarına indirgemek anlamına gelmektedir. Üniversitelerimizin ihtiyacı olan akademik kadroları yetiştirmek üzere, daha seçim aşamasında akademik içeriği olmayan merkezi bir sınava bağlı kılınmamız ve ihtiyaç duyduğumuz bu kadroların alınmasında görüşümüzün ancak ikinci turda ve yine ancak yüzde 15 olarak belirlenmiş bir oranla sınırlandırılmış olması, akademik özerkliğe aykırı olduğu kadar üniversitelerimizin entelektüel ve akademik düzeyinin de büyük ölçüde gerilemesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla araştırma ve öğretim görevlilerinin akademik hayata kazandırılması ile ilgili bu düzenlemenin gözden geçirilmesi ve yeni düzenlemenin, öğretim hizmetini yürütmekle doğrudan yükümlü olan ve bu nedenle de bu hizmetin gerektirdiği ihtiyaçlar konusunda doğrudan bilgiye sahip akademik birimlerin görüşleri de alınarak oluşturulması, üniversitelerimizin geleceği açısından canalıcı bir önem taşımaktadır.Bu konunun, adalet duygumuzu derinden rencide eden başka bir yönü daha vardır. Bilindiği gibi üniversitelerimiz araştırma görevlilerinin istihdam edilmesinde farklı rejimler uygulamaktadırlar. Bazı üniversitelerimizde 2547 sayılı kanunun 50/d maddesi uyarınca istihdam edilen araştırma görevlilerinin kadroları yüksek lisans veya doktoraları bittiğinde feshedilebilmektedir. Bu üniversitelerin dışında kalanlarda ise akademik devamlılık esas alınmakta ve 50/d maddesinden istihdam edilen araştırma görevlilerinin kadroları aynı kanunun 33/a maddesine geçirilmektedir. 31 Temmuz yönetmeliği ve ardından yayınlanan 26 Kasım 2008 tarihli YÖK Yürütme Kurulu kararı ile bu üniversitelerimizin oluşturduğu işleyiş kesin bir şekilde sonlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu üniversitelerde yüksek lisans veya doktoraları esnasında araştırma görevliliğine kazandırılan genç akademisyen adayları, bugüne dek, görev yaptıkları birimin ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirilmekte ve böylelikle bu birimin orta ve uzun vadeli planlarının asli unsurları haline gelmektedirler. Bu durum, bu genç akademisyen adaylarının kendi akademik kariyer ve mesleki beklentilerini de şekillendirmeleri anlamına gelmektedir. Başka şekilde dile getirmek gerekirse hem yüksek öğretim hizmetini yürüten akademik birimler hem de bu hizmetin yürütülmesinde asli bir rol oynayan araştırma görevlileri açısından haklı bir beklenti doğmaktadır. Hukuk devletinin tartışılmaz ilkelerinden birisi de müktesep haklara ve idare hukuku alanında haklı beklentilere saygı gösterilmesidir. Bu, Hukuk Devleti’ne karşı duyulması gereken güvenin de zorunlu bir gereğidir.Hatırlanmalıdır ki, araştırma görevlileri öğretim kurumlarına sözleşme ile girdikleri sırada, doktoralarını verdiklerinde kadro alacaklarını düşünerek akademik mesleği tercih ettiler. Aslında yoksulluk sınırının altında olduğu kabul edilmesi gereken bir aylıkla yıllarca kitap temin ederek, araştırma görevlisi görevlerini yerine getirerek tezlerini yazmaya çalıştılar ve başarılı oldular. Hukuk devleti ve üniversite onların bu başarısını kutlayarak kendilerine hak ettikleri kadroyu verecek yerde, şimdi soğukkanlı bir acımasızlıkla öğretim kurumları ile olan ilişkilerini kesmekte ve çok çeşitli yönlerden onları mağdur etmektedir. Bu genç arkadaşlarımız, şimdiye kadar başka alanlarda iş hayatına atılmış olsalardı mali ve diğer bakımlardan çok daha tatmin edici bir konuma gelmiş olurlardı. Bu genç araştırmacıların akademik çabalarının, kamusal sorumluluk duygularının ve fedakârlıklarının karşılığı ne yazık ki onları işsiz bırakarak verilmektedir.Özellikle iş alanında çok dar imkanları olan veya hiç olmayan bilim dallarında doktora yapmış olan araştırma görevlilerinin böylesine hukuka ve adalete aykırı bir işleme tabi tutulmasının demokratik hukuk devleti kavramıyla bağdaşır bir yanı olmadığı ve ayrıca üniversitenin geleceği açısından çok önemli bir birikimin heba olmasına yol açacağı kanaatimizi kamuoyuna ve ilgililere açıklar ve bu yanlışta ısrar edilmeyeceğini ümit ederiz.

Saygılarımızla.

Prof. Dr. Fatmagül Berktay, İstanbul Üni., Siyasal Bilgiler Fak.
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İstanbul Üni., Hukuk Fak.
Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, İstanbul Üni., Mühendislik Fak.
Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Marmara Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu, Marmara Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Ahmet İnsel, Galatasaray Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Füsun Üstel, Galatasaray Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Fuat Keyman, Koç Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Fatma Gök, Boğaziçi Üni., Eğitim Fak.
Prof. Dr. Meryem Koray, Yıldız Teknik Üni., İktisadi ve İdari Bilimler Fak.
Prof. Dr. Uğur Tanyeli, Yıldız Teknik Üni., Mimarlık Fak.
Doç. Dr. Meral Özbek, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üni., Fen Edebiyat Fak.

1 Nisan 2009 Çarşamba

efsane ve gerçek

Efsane 1: 50d'lileri 33'e geçirmek için kado açılması gereklidir. Üniversitelerin elinde tüm 50dlileri 33'e geçirecek kadar kadro bulunmamaktadır.

Gerçek:33'e geçiş işlemi için yeni kadro gerekmiyor. Çünkü yapılan işlem bir statü değişikliği'nden ibaret. Yani tüm 50d'lilerin kadrosu var zaten yapılan sadece bunun statüsünün değiştirilmesi dolayısıyla yeni bir kadro açılıp da ona bir transfer yapılmıyor. Bunun anlamı tüm 50d'lilerin 33'e geçirilmesi için kadro sayısı açısından herhangi bir engel olmadığıdır.

Efsane 2: 31 Temmuz yönetmeliği ve 26 Kasım YÖK yürütme kurulu kararının ardından 33'e rektörlük eliyle geçiş mümkün değildir. Kadro ilanı çıkması ve 31 Temmuz yönetmeliğine göre yeniden sınava girilmesi gerekmektedir.

Gerçek:İ.Ü.'de yapılan geçişler resmen "31 Temmuz Yönetmeliğinin 2. maddesine dayanarak" yapılmıştır. Bu meşhur 2. madde "MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim-öğretim planlamacısı kadrolarına açıktan veya öğretim elemanı dışındaki kadrolardan naklen yapılacak atamaları kapsar." diyerek bizi yönetmelik kapsamı dışında bırakmıştır. Dava konusu olan bu husustaki haklılığımız İ.Ü. rektörlüğünce kabul edilmiş ve buna uygun olarak rektörlük yetkisini kullanarak arkadaşlarımızı 33'e geçirmiştir.

Efsane 3: Rektörlük 33'e geçirse bile bunun YÖK'ten dönmesi söz konusu olabilir. Gerçek:Rektörlüğün 33'e geçiş işleminde YÖK'ten onay almasını gerektiren herhangi bir hüküm yoktur. Dolayısıyla bu işlemler üzerinde YÖK'ün herhangi bir tasarruf yetkisi yoktur. YÖK'ün yapabileceği tek şey işlemin usülsüz olduğunu iddia ederek soruşturma açmasıdır ki bu konuda yönetmelikler ve yasa maddeleri açıkça YÖK'ün aleyhindedir.

Efsane 4: Fakültelerde 33'e geçiş mümkündür enstitülerde ise YÖK'ün iznine tabidir.

Gerçek:YÖK'ün devreye girdiği tek aşama enstitüden fakültelere nakil yapılmasıdır. Oysa İ.Ü. rektörlüğü bizim çok önceden önerdiğimiz biçimde fakültelere nakletmeden enstitü kadrsounda 33'e geçiş yapmıştır ve görevlendirme yoluyla fakültelerde çalıştırma uygulaması devam edecektir.

Efsane 5: Eylem yapmak, örgütlenmek boşuna hocanızla, idarenizle iyi geçinin, sizi ancak onlar kurtarır.

Gerçek:Eğer bu efsaneye uysaydık bugün 33'e geçen arkadaşlarımız 2 aydır işsizdi. Yaş, lisans notu vb. kriterler yüzünden kadrolara başvuramıyordu. Ancak biz örgütlendik, yürüyüş yaptık, basına çıktık, üniversiteyi terk etmeme eylemi yaptık ve şimdi hakkımız olanı almaya başlıyoruz. Kritik durumdaki arkadaşlarımızı 33'e geçirttik. Sıra şimdi tüm 50d'lilerde.

Efsane 6: Her koyun kendi bacağından asılır

Gerçek:Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz.

6 Ocak 2009 Salı

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİN BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

İstanbul Üniversitesi’nde yapılan rektörlük seçimleri nedeniyle, üniversite bünyesindeki öğretim üyelerinin oy kullanmak için duvarların arka tarafında olduğu hepinizin malumu. İdari personel ve öğrencilerle beraber bu süreçten dışlanan biz araştırma görevlileri en azından söz hakkımızı kullanmak için bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Sözümüzün konusu da, aylardır üniversiteyi meşgul eden araştırma görevlilerinin iş güvencesi meselesi üzerinedir.Biz araştırma görevlilerini burslu öğrenci statüsüne indirgeyen 2547 sayılı kanunun 50d namlı maddesi, YÖK’ün 31 Temmuz’da yayınladığı yönetmelikle, araştırma görevlileri için adeta bir kural istihdam biçimi haline getirilmiş durumdadır. Bu madde uyarınca; hayatlarının merkezine akademik çalışmanın yoğun mesaisini yerleştiren, görev tanımlarının belirsizliğinden dolayı üniversite birimlerinde kendilerine verilen her işi yaparak adeta parya muamelesi gören ve üstüne üstlük de tüm bunları traji-komik bir maaş karşılığında yapan araştırma görevlileri, esas işlerini başarıyla tamamladıktan sonra, yani doktoralarını başarıyla bitirdikten sonra kapı önüne konulmaktadırlar. Mağduriyetimizin adı doktoralı işsizliktir.Biz İstanbul Üniversiteli araştırma görevlileri, fiilen yaratılan “fakülteli” asistan/ “enstitülü” asistan ayrımını kabul etmeksizin, mağduriyetimizin derhal, hemen şimdi giderilmesini talep ediyoruz. Ve bunu şahsi kariyerlerimizin devamlılığına çok büyük bir değer atfettiğimiz için yapmıyoruz. Mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz çünkü giderilmediği takdirde bundan en büyük zararı, hizmet verdiğimiz ve daha ileri seviyede vermek için de yetiştirildiğimiz üniversitemizin göreceğini düşünüyoruz.Şunu da belirtelim ki; Yüksek Öğretim Kurulu, araştırma görevlilerine reva gördüğü bu muameleyle Anayasa’nın ve Yüksek Öğretim Kanunu’nun emredici hükümlerine muhalefet etmiş, kanunda üniversite yönetimlerine verilen yetkileri gasp etmiş, üniversitenin iç işleyişine müdahale etmiş, Anayasa’da açıkça kanunla düzenlenmesi gerektiği vurgulanan özlük işlerimiz hakkında Yönetmelik ve hatta Yürütme Kurulu kararıyla düzenleme yapmaya teşebbüs etmiştir. Görülen odur ki; Yüksek Öğretim Kurulu üst kurul olmak vasfını aşarak üniversiteleri bizatihi yönetmek arzusundadır ve bunu yaparken de Anayasa’yı, kanunları hiçe saymaktadır.Bizim açımızdan bu durumun düzeltilmesinin somut koşulu bellidir: Tüm araştırma görevlilerinin –hiçbir ayrım yapılmaksızın- kendilerine daha güvenli bir kadro sağlayan 2547 sayılı kanunun 33. maddesine geçirilmeleri. Üniversite yönetimi ve Yüksek Öğretim Kurumundan talebimiz bu kadar somut ve nettir. Ve biliyoruz ki bu hukuken hâlâ mümkündür.İş güvencesinin tüm çalışanların hayatından sökülüp atıldığı bir dönemde, araştırma görevlileri, akademik çalışmanın güvencesiz kılınması sürecinin mağdurları yapılmak istenmektedir. Biliyoruz ki bu bir başlangıç ve bizler karşı koymazsak gerisi gelecek. Bu nedenle, şu anda bizler burada bu basın açıklamasını yaparken, sesimize kulak vermeyerek içeride oylarını kullanan yardımcı doçentleri, doçentleri ve profesörleri uyarıyoruz: bizden sonra sıra sizde.Sesimizin yankı bulmaması durumunda kendimizi çaresiz hissetmeyeceğimizi de şimdiden beyan ediyoruz. İşsiz kalmaya mahkûm edilmek istenen bir kitle olarak kendi kaderlerimize ve üniversitemizin kaderine müdahil olacağımızı şimdiden ilan ediyoruz. İşsiz bırakılmak istenen araştırma görevlilerinin, üniversiteyi bir süreliğine de olsa “araştırma görevlisiz” bıraktıkları takdirde ortaya çıkacak durum karşısında mevcut ve müstakbel üniversite yönetimini şimdiden düşünmeye çağırıyoruz.İSTANBUL ÜNİVERSİTELİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ