6 Ocak 2009 Salı

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİN BASIN AÇIKLAMASI

BASINA VE KAMUOYUNA

İstanbul Üniversitesi’nde yapılan rektörlük seçimleri nedeniyle, üniversite bünyesindeki öğretim üyelerinin oy kullanmak için duvarların arka tarafında olduğu hepinizin malumu. İdari personel ve öğrencilerle beraber bu süreçten dışlanan biz araştırma görevlileri en azından söz hakkımızı kullanmak için bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Sözümüzün konusu da, aylardır üniversiteyi meşgul eden araştırma görevlilerinin iş güvencesi meselesi üzerinedir.Biz araştırma görevlilerini burslu öğrenci statüsüne indirgeyen 2547 sayılı kanunun 50d namlı maddesi, YÖK’ün 31 Temmuz’da yayınladığı yönetmelikle, araştırma görevlileri için adeta bir kural istihdam biçimi haline getirilmiş durumdadır. Bu madde uyarınca; hayatlarının merkezine akademik çalışmanın yoğun mesaisini yerleştiren, görev tanımlarının belirsizliğinden dolayı üniversite birimlerinde kendilerine verilen her işi yaparak adeta parya muamelesi gören ve üstüne üstlük de tüm bunları traji-komik bir maaş karşılığında yapan araştırma görevlileri, esas işlerini başarıyla tamamladıktan sonra, yani doktoralarını başarıyla bitirdikten sonra kapı önüne konulmaktadırlar. Mağduriyetimizin adı doktoralı işsizliktir.Biz İstanbul Üniversiteli araştırma görevlileri, fiilen yaratılan “fakülteli” asistan/ “enstitülü” asistan ayrımını kabul etmeksizin, mağduriyetimizin derhal, hemen şimdi giderilmesini talep ediyoruz. Ve bunu şahsi kariyerlerimizin devamlılığına çok büyük bir değer atfettiğimiz için yapmıyoruz. Mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz çünkü giderilmediği takdirde bundan en büyük zararı, hizmet verdiğimiz ve daha ileri seviyede vermek için de yetiştirildiğimiz üniversitemizin göreceğini düşünüyoruz.Şunu da belirtelim ki; Yüksek Öğretim Kurulu, araştırma görevlilerine reva gördüğü bu muameleyle Anayasa’nın ve Yüksek Öğretim Kanunu’nun emredici hükümlerine muhalefet etmiş, kanunda üniversite yönetimlerine verilen yetkileri gasp etmiş, üniversitenin iç işleyişine müdahale etmiş, Anayasa’da açıkça kanunla düzenlenmesi gerektiği vurgulanan özlük işlerimiz hakkında Yönetmelik ve hatta Yürütme Kurulu kararıyla düzenleme yapmaya teşebbüs etmiştir. Görülen odur ki; Yüksek Öğretim Kurulu üst kurul olmak vasfını aşarak üniversiteleri bizatihi yönetmek arzusundadır ve bunu yaparken de Anayasa’yı, kanunları hiçe saymaktadır.Bizim açımızdan bu durumun düzeltilmesinin somut koşulu bellidir: Tüm araştırma görevlilerinin –hiçbir ayrım yapılmaksızın- kendilerine daha güvenli bir kadro sağlayan 2547 sayılı kanunun 33. maddesine geçirilmeleri. Üniversite yönetimi ve Yüksek Öğretim Kurumundan talebimiz bu kadar somut ve nettir. Ve biliyoruz ki bu hukuken hâlâ mümkündür.İş güvencesinin tüm çalışanların hayatından sökülüp atıldığı bir dönemde, araştırma görevlileri, akademik çalışmanın güvencesiz kılınması sürecinin mağdurları yapılmak istenmektedir. Biliyoruz ki bu bir başlangıç ve bizler karşı koymazsak gerisi gelecek. Bu nedenle, şu anda bizler burada bu basın açıklamasını yaparken, sesimize kulak vermeyerek içeride oylarını kullanan yardımcı doçentleri, doçentleri ve profesörleri uyarıyoruz: bizden sonra sıra sizde.Sesimizin yankı bulmaması durumunda kendimizi çaresiz hissetmeyeceğimizi de şimdiden beyan ediyoruz. İşsiz kalmaya mahkûm edilmek istenen bir kitle olarak kendi kaderlerimize ve üniversitemizin kaderine müdahil olacağımızı şimdiden ilan ediyoruz. İşsiz bırakılmak istenen araştırma görevlilerinin, üniversiteyi bir süreliğine de olsa “araştırma görevlisiz” bıraktıkları takdirde ortaya çıkacak durum karşısında mevcut ve müstakbel üniversite yönetimini şimdiden düşünmeye çağırıyoruz.İSTANBUL ÜNİVERSİTELİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ

Hiç yorum yok: